NEDEN NÖROTERAPİ ?
NASA'da çalışan teknisyenlerde bayılma (sara-epilepsi nöbeti) görülmesi üzerine, çalıştıkları ortam araştırılmış. Roket yakıtı nedeniyle hastalandıkları düşünülmüş. Bu düşünceyi doğrulamak için çevre laboratuvardan toplanan kediler ortama bırakılmış. Bir grup kedi de epileptik nöbet görülürken diğer bir gubun nöbet geçirmediği gözlenmiş. Bazı kedilerin nöbetlere neden dirençli oldukları araştırıldığında, geldikleri laboratuvarda beyin dalgalarını güçlendirici çalışmalar yapıldığı ögrenilmiş. Benzer çalışmalar epilepsi hastalarında uygulanmış ve daha az epileptik nöbet geçirdikleri görülmüş.
1970'li yıllarda bu olayla başlayan nöroterapi (EEG biofeedback) bugün dünyanın pek çok ülkesinde beyinden kaynaklanan bir çok hastalığın tedavisinde kullanılan bir yöntem halini almıştır. Epilepsi, migren ve diğer başağrıları, uzun süreli kulak çınlaması, baş dönmesi, unutkanlık, titreme, tik vb..hareket bozuklukları, huzursuz bacak sendromu, fibromiyalji sendromu, alkol ve madde bağımlılığı, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, öğrenme zorluğu, ılımlı zeka geriliği, depresyon, anksiyete bozuklukları adı altında geçen panik atak, takıntı hastalığı (OKB), fobiler gibi sayabileceğimiz beyin kaynaklı durumlarda nöroterapi tedavisiyle başarılı sonuçlar alınmıştır.
Nöroterapi de amaç beynin çalışma özelliklerini normalleştirmektir. Bunu yaparken beynin en temel özelliği olan öğrenme gücünü kullanır. Doğumundan ölümüne kadar tüm etkinliğini öğrenme ile kazanan beyin, çeşitli nedenlerden dolayı kazandığı yanlış öğrenme özellikleri ile bozulan çalışmasını, nöroterapi seanslarıyla düzeltebilmektedir.
1 yaşında bir çocuk ilk kez bir köpek ile karşılaştığında her hangi bir tepki vermez. Çünkü hafızasında köpek ile ilgili bir kayıt yoktur. Köpek yaklaşır çocuğun yanağını yalarsa, çocuk bu iletişimi iyi olarak kaydeder. Bir sonraki karşılaşmasında köpekten bir hareket beklemeden kendisi köpeği okşayabilir. Çünkü, köpeği gördüğü anda beyin ön bölgesi tarafından hafıza bölgesine köpeğin görüntüsü ulaşır ve bilgi istenir. Gelen bilgi iyi ise davranışlarda iyi olur.
3 yaşında bir çocuk yolda annesiyle giderken önlerine çıkan köpeğe annesi korku ile tepki gösterirse, çocuk bu olayı "köpek gördüğünde sakın-kork ya da kaç" olarak kaydedecektir.
Örneklerden de anlaşılacağı üzere duygu, düşünce ve davranışlar tüm yaşantımız boyunca öğrenilen bilgiler ışığında biçimlenir. Örneğin, panik atak-fobiler tamamen yanlış öğrenimler sonucu ortaya çıkar.
Beyin ön bölgesi, duygu, düşünce ve davranışları uygulayan beynin son karar bölgesidir. Anne-babadan gelen kalıtım özellikleri, çevre ve yetiştirilme tarzı, beslenme, kafa darbesi gibi etkenler bu bölümün çalışmasını etkiler. Nöroterapi ile beyin ön bölge çalışması düzeltilerek hem hastalıkların gelişimi önlenir hem de kişilik özellikleri düzeltilir.
Örnekleri biraz daha geliştirelim.
Son günlerde işleriniz yoğun ve dikkatinizi toplamada zorluk çekiyorsunuz. Yardım almak istediniz. Aldınız. Sonuçta şunlar söylenecek size; rahat olun, önemli bir şey yok, tahlilleriniz normal, tatile çıkın. fazla çalışmayın vb.. ama konsantre olamıyorsunuz. Neden ?
Ev hanımısınız, iki çocuğunuz var. Başedemiyorsunuz artık. Kendinizi yorgun, bitkin hissediyorsunuz. İsteksizliğiniz var. Sabrınız azaldı. Kolay sinirlenmeye başladınız. Eskiden böyle değildiniz. Komşununda 2 çocuğu var ama o gayet iyi. Ben neden böyleyim ?
Çocuğunuız isterse yapar. Başarılı olur. Zeki olduğunu biliyorsunuz ama derslerine yeterli ilgiyi göstermiyor. Bıraksanız günlerce bilgisayarın başından kalkmaz. Öğretmeni derslerde dalgın olduğunu söylüyor. Neden ?
Tıpta subklinik denen, hastalık yada şiddetli şikayet çıkarmayan ama insanı rahatsız eden, günlük verimini (performans) düşüren bu durumlar hemen çoğumuzun başına gelmiştir. Yukarıdaki kişilerin QEEG’leri çekilirse beynin bazı bölgelerinin iyi çalışmadığı görülecektir.
Beyin iyi çalışırsa bu yakınmalar kolaylıkla oluşmaz. Stres altında yakınma yaratmayan beyin iyi çalışan beyindir. Stres altında-yoğun iş temposunda- dikkati dağılan, derslerine dikkatini veremeyen, iki çocuk stresiyle başetmekte zorlanan beyin rahatsızdır. Neden ?
Genlerimizde yeralan kodlar, yaşantımızın akışındaki dönüm noktalarını belirleyebilirler. Tüm beyinler aynı prensiple çalışır. Genetik farklılıklar beyin çalışmasına yön verir. Birbirimizden farklı olmamızı sağlar. Beynin farklı çalışan bölgeleri farklı kişilik özellikleri oluşturur. Nazik, kaba, anlayışlı, hoşgörüsüz, sabırlı, telaşlı, dikkatli vb.. gibi bu örnekleri artırabiliriz. Nasıl ellerimiz, burnumuz anne-babamızın özelliklerini taşırsa beyinde öyledir. Bazı insanlar bazı konularda çok başarılıdır. Müzik, resim, organizasyon, yönetim gibi. Nedeni ise beynin ilgili bölgesinde genlerden aktarılan özelliklerin diğer beyinlerden farklı olmasıdır.
Genetik faktörlerden sonra en önemli etken çevredir. Çevre etkisi ana karnından başlar ve tüm yaşantımız boyunca beynimizi etkiler. Doğum eğer zorlu geçerse, bebeğin beyni kısa süre için oksijen alamazsa gelecekte epilepsi hastası olabilir. Çocukken geçirilen solunum yolu enfeksiyonu sonrası gelişen beyin iltihabı-ensefalit belkide zekayı olumsuz etkileyecek ve bu durum ömür boyu sürecektir. Yaşanılan ortam, aile ilgisi, arkadaş çevresi beynin gelişimini etkileyen faktörlerdir.
Diğer bir faktör ise kafa darbesidir. 10 yılda elde ettiğim uzmanlık deneyimleri, gördüğüm hastalarda bir çok kez bu konuyu teyid ettirdi. Hastalarım söz birliği etmişçesine aynı bulguda birleştiler. KAFA DARBESi.
Hep gözardı ettiğimiz, düşe kalka büyür çocuk dediğimiz olay şiddetli olsun yada olmasın çok önemli. Eğer genlerinizde kafa darbesine duyarlılık yazılmışsa bundan kaçamıyorsunuz. Bugün gördüğümüz nörolojik ve psikiyatrik vakaların önemli sorumlularından biri kafa darbesidir. Ama önemini anlama konusunda, QEEG, PET, fMRI ve SPECT’in klinik uygulamaya girmesinden önce, şüpheler vardı. Çünkü gerçeği bilmenize rağmen elinizden, tıbbi olarak, gelen bir şey yoktu. QEEG ve nöroterapi bu gerçeği anlamamızı kolaylaştırdı.
Başınıza hafif yada şiddetli bir darbe aldınız. O alınan darbenin beyni ne şekilde etkileyeceği genetik kontrol altındadır. Etkilesin mi?.Etkilemesin mi? Etkilerse; şiddeti ne olmalı?, Hangi bölge etkilenmeli ?, Ne kadar etkilenmeli ?, Bozulma ne kadar zaman içinde olmalı ?, Ne zaman ortaya çıkmalı ?
Bunları şu anki teknolojiyle önceden anlamamız mümkün değil ama mümkün olan şeyler: Beynin darbeye karşı hassasiyeti var mı?, beynin hangi bölgesi ne kadar etkilendi ?, şiddeti nedir ?, hangi hastalıkta hangi bölge etkilenir ?
İşte QEEG (beyin haritası) bize bunları tespit etmeyi sağlıyor.
Genetik açıdan kafa darbelerine duyarlılığın fazla olduğunu düşündürmesindeki en önemli neden yukarıda değinilen hastaların söz birliği, ortak geçmiş özelliğidir. Önemli yada önemsiz alınan darbeler kişilik özelliğimizi ve yaşam biçimimizi etkiliyor.
Toplumumuzun önemli ortak sorunlarından biri okumaya olan ilgisizliğimizdir. Neden insan okumaz ?
1.Okumak için öncelikle sabırlı olmak gerekir. İlgimizi çekmese bile bazen okumak zorundayız. Sabırsız insan okuyamaz.
2.Dikkatini toplayamayan, konsantre olamayan insan okuyamaz.
Bu iki özellik, sabır ve dikkat, beynin ön bölümünün (prefrontal alan) çalışması ile gerçekleşir. Okumayan, okumayı sevmeyen insanın prefrontal bölgesinde sorunu vardır. Bu alan alın bölgesinde yer alır ve kafa darbesine en çok maruz kalan bölgedir.
Resimdeki çocuğu arabanın içinde ve emniyet kemeri bağlı olarak düşünelim. Saatte 50 km hızla giden araba
aniden durduğunda, çocuğun kafasının bir yere çarpmamasına rağmen, beynin ön kısmı önce kafatası içine çarpar ve ardından beynin arka bölümü etkilenir. Sabır ve dikkat alanı darbe alan bu çocuğun aynı zamanda görme alanı olan arka, oksipital, bölgeside etkilenmiştir. Böylece okumayı etkileyen görsel dikkat özelliğide bozulabilir.
Bu anlatılan örneği çeşitlendirebiliriz. Ağaçtan düşme, merdivenlerden düşme, kafa kafaya çarpışma, düzenli biçimde kafayla top zıplatma, askerde darbe alma, ev işi yaparken kafanın dolaba vb.. çarpması……
Şimdi yaşantınızı gözden geçirin. Darbe almamanız mümkün mü? Birde kendi özelliklerinizi düşünün. Kişiliğinizi düşünün. Beğenmediğiniz özellikleriniz nelerdir?
Girişte sorulan “neden” sorularına cevap aldığınızı umarım.
Dikkat eksikliği, sabırsızlık belkide en hafif formu oluşturuyor. Stresle başetmek için uğraşan hassas beyin başka ne gibi sorunlar çıkartabilir ?
- Başağrısı, başdönmesi
İyi çalışan beyin kolaylıkla yorulmaz. Yorgunluk belirtileri göstermez. Kafanız şişiyorsa, başınız dönüyor gibi
oluyorsa, birlikte halsizlik varsa neden iyi çalışmayan beyindir. Başağrısı ve başdönmesi beynin rahatsız olduğunun bir ifadesidir. Beyin hassasiyetiyle aşırı yorulan insanların başı döner. Genellikle 5-10 gün kadar sürer ve kendiliğinden geçer. Her yorgunlukta ya da streste dönme atakları yeniden ortaya çıkabilir. Kalıcı hale gelebilir. Sorun kulakta, kolesterolde, hipertansiyonda değildir. Sorun iyi çalışmayan beyindedir.
- Boyun ağrısı, boyun tutulması, kola vuran ağrılar
- Sırt ağrısı, bel ağrısı
Yere eğilip eşyayı kaldırdınız. Beliniz belki hafif bir ağrı oluşturur ya da hiç ağrımaz. Ama o sırada kafanız bir konuya takılmışsa, stresiniz varsa, bir olaya sinirlenmişseniz beliniz ağrıyabilir. Beyninizdeki duyarlılık ölçüsünde ağrı ya sürekli hale gelir ya da her ağırlık kaldırdığınızda ağrır. Neden hep belde aranır. Fıtık mı var acaba ? MR filmleri çektirilir. Hemen her insanda olabilen bulbing denilen zararsız oluşuımlar fıtık olarak ifade edilir. Asıl sorun, beyinden omuriliğe oradan bel kaslarına giden sinirlerin uygunsuz çalışmasıdır. Aynı sorunlar boyun ve sırt kasları için de geçerlidir.
- Mide ağrısı:

Mide iç çeperinde mideyi koruyan mukus tabakası vardır. Bu tabakanın iyi şekilde oluşmaması ve uygunsuz salınan mide asidi midenin tahribatına yol açar. Mide, beyin kotrolü altında iç organları çalıştıran sinir sistemi etkisindedir. Beyin hassasiyeti altında mide koruyucu mukus tabakası oluşumu ve uygun asit salgılanması bozulur. Mide ile ilgili yakınmaların önemli bir kısmının asıl nedeni beynin uygunsuz çalışmasıdır.
- Spastik kolon (irritabl barsak)
Karın ağrısı, gaz, şişkinlik, dışkılama sorunlarıyla ortaya çıkan rahatsızlığın nedeni beyin hassasiyetidir. Size diyetler önerilir ve stresten uzak dur denir. Bir insana stresten uzak dur demek aslında beynini kontrol etmeyi öğren demektir. Ama nasıl ? Beyin’de diğer iç organlar gibi isteğimiz dışında çalışır. Onun çalışma şeklini isteklerinizle yönlendiremezsiniz. O sizi yönlendirir. Duyarlı olan beyin stres altında çalışması bozulur. Stres olmayan hayat düşünülemez. Önemli olan strese maruz kalmak değil, stresten etkilenmemektir.
- Tansiyon (kan basıncı)
Beyin tüm bedenimizi kontrol eder. Kasları gerer yada gevşetir. Kan damarları yapısında düz kaslar bulunur. Beyinden gelen sinyallerle gevşerlerse tansiyon düşer, kasılırsa yükselir. İyi çalışan beyin tansiyonu bedenin içinde bulunduğu duruma uygun olarak ayarlar. Beyin çalışması bozulursa bu kontrol doğru biçimde gerçekleşmez. Sabit olmayan, ani yükşeliş ve düşüş gösteren tansiyonun nedeni iyi çalışmayan beyindir. Stres altında kalp damarlarının kasılmasıyla ortaya çıkan anjina, gögüs ağrısı nedeni de budur.
Bu örneklerle beynin önemini ortaya koymaya çalışıyorum. Beyni, bedeninizin patronunu, gözardı ederek yapılan ilaç tedavilerin ve bazı operasyonların her zaman faydalı olacağını beklememeniz gerekir.
Psikiyatri (ruh hastalıkları) ve beyin
Beyin, ruhun varlığını gösterdiği beden ortamıdır. Eğer beyin iyi çalışmazsa ruh etkisini göstermekte zorlanır. Ruh hastalığı olarak nitelenen tüm hastalıkların yeni gelişen teknolojilerle (SPECT, fMRI, PET, QEEG) beyinden kaynaklandığı bilinmektedir. Dolayısıyla depresyon, anksiyete bozuklukları, psikoz vb psikiyatri bilim dalının ilgilendiği klinik durumlar beyin hastalıklarıdır. Psikiyatri için önemli olan asıl yenilik, bu klinik olguların artık gösterilebilir olması ve tedavi takibinde fayda sağlamasıdır. ABD ve avrupada psikiyatri kliniklerinde QEEG, SPECT kullanımı gün geçtikçe artmaktadır.
Nöroterapi, dünyada 30 yılı aşkın süredir yavaş ama sağlam adımlarla ilerleyişini sürdürüyor. QEEG ile gösterilen beyin çalışma bozukluklarını tedavi eden, zararsız, beyni eğiten ve doğru çalışma şeklini gösteren bir yöntemdir. Nöroterapiyle doğruyu öğrenen beyin, bisiklet sürmeye, yüzmeyi ögrenmeye benzer biçimde bu kazandığı çalışma özelliğini unutmuyor.

