{mosimage}Kronik hastaliklar ömür boyu devam eder, hastalarda ömür boyu saglik hizmeti almak zorundadirlar. Bazi kronik hastaliklar yasami tehdit eder, bazilari önemli ölçüde is gücü kaybina neden olur. Bazilarinda aktiviteler önemli ölçüde azalir.Bazilarinda, hastaliklari nedeniyle bir çok kayiplara ugrarlar.
Bazilari yasamlarini sürdürebilmek için, bazi yasam desteklerine ihtiyaç duyarlar. ( diyaliz gibi). .
Kronik hastalarda ruhsal bozukluklar görülebilir. Teshis kondugunda, hastaligi kabul etmeme, tedaviyi red etme sikça görülür. “Neden ben” diye düsünürler. Sürekli ilaç almak, tedavi olmak ihtiyaci ek olarak psikolojik tedaviyi gerektirir. Uyum bozuklugu, fiziksel aktivitelerin kisitlanmasi, aile içi sonunlar, cinsel sorunlar, psikolojik problemler, tedavinin sürdürülmesinde güçlestirmekte ve hastalik sürecini ve tedaviyi olumsuz etkilemektedir.
Günlük bakim tamamen alilere düser. (Alzheimer, parkinson, epilepsi, hemofili gibi) Aileler her degisen durumda panik yasarlar. Bazi hastalarda ciddi agrilar olusur. Aileler ne yapacaklarini sasirir. Bazen hiç bir sey yapamamanin sikintisini yasarlar.
Tedavi için bir çok uzmana gereksinim duyarlar. Tedavi maliyetleri yüksektir.Oysa saglik hakki ve sagligin korunmasi ödevi, Anayasada güvence altina alinmistir.Buna ragmen; ülkemizin içinde bulundugu ekonomik kosullar bahane edilerek sagliga yeterli bütçe ayrilmamakta. Var olan kaynaklar verimli kullanilmamaktadir. Bu durum kronik hastalari daha fazla olumsuz etkilenmesine yol açmaktadir.
Halkimiz her ne kadar ödedigi primler karsiligi, saglik hizmeti almaktaysa da. Hizmete ulasmakta sorunlar yasamaktadir. Sosyal güvenligi için pirim ödeyen hastalar,sürekli kontrol altinda olmasi gerekirken, hizmete ulasmada yasanan sorunlar nedeniyle, hastaligi ile bas basa kalmaktadir.
Farkli sosyal güvenlik kurumlarinin olmasi (SSK,Bag-kur,Emekli Sandigi vb) ve sunulan hizmette bir standardin olmayisi alinan hizmette esitsizliklere neden olmaktadir. Ayni hastaligi olan kisi için bir kurum, ihtiyaçlarini karsilarken, diger kurum karsilamamaktadir. Bu olumsuzluklar, sagliginin daha da olumsuz etkilenmesine neden olmaktadir. Bu durum, insanlari “keske o kurumdan saglik hizmeti alsaydim” düsüncesine itmektedir.
Hem hastanin hem ailenin bilgi eksikligi, psikolojik ihtiyaçlari karsilanmamaktadir.
Ayrica, ülkemizde tedavi ve kontrolleri, rehabilitasyonu ve biyolojik tedavi olanagi olmayan hastaliklarda hastanin gereksinim duydugu hizmetler de genis ölçüde sunulamamaktadir.
Kronik hastaliklarda, terminal dönem sorunlari, fizik tedavi, konusma tedavileri, solunum tedavileri, bazi ilaç uygulamalari,saglik uygulamalarina yönelik hizmet gereksinimleri yeterli düzeyde karsilanmamaktadir. Örnegin; hastaneye gidemeyen, evde fizik tedavi görmesi gereken hastalarin bu ihtiyaçlari karsilanmamaktadir. Sosyal güvenlik kurumlarinca, protez, tekerlekli sandalye, gözlük gibi ihtiyaçlara ödenen meblag yeterli olmadigindan katki payi ödenmesi gerekmektedir.
Evde bakim hizmetleri kamu tarafindan karsilanmadigindan, özel sektör tarafindan doldurulmaya çalisilmaktadir. Verilen bu hizmet oldukça pahalidir. Isçi, memur, emekli kesimin karsilayamayacagi oranda yüksektir.
Toplumun çogunlugunu olusturan bu yoksul kesim, saglik hizmetine ulasamamakta, yeterli saglik hizmeti alamamakta, daha sik hastalanmaktadir.
Devlet böyle hastalarin, kimseye muhtaç olmadan, her türlü saglik hizmeti almasini, her türlü bakimlarinin yapilmasini ve ihtiyaçlarini karsilamakla yükümlüdür.
Bazi özel durumlarda, hastalik sonucu fiziksel aktivitesinin bir kismini kaybeden insanlar ekonomik yönden desteklenmeli, islerinden ayri kaldiklari sürelerde kendilerinin ve ailelerinin geçimleri saglanmali, çalismamaktan kaynaklanan ise yaramama duygularinin olusmasi önlenmeli, isle rehabilitasyon, beceri kazandirma, çalisma olanaklarinin bulunmasi ve sosyal etkinliklerde yer alma biçiminde ek katkilar sunulmalidir.
Bu kadar olumsuz olan sistem içerisinde, kronik hastalar, hak ihlallerini daha fazla yasamaktadirlar.
Hasta haklari; dayanagini insan haklari ile ilgili temel belgelerden almistir. insan olarak saygi görme, kendi yasamini belirleme, özel yasaminda saygi görme, güvenli bir yasam sürdürmek, herkesin yeterli saglik bakimi ile sagliginin korunmasi ve mümkün olan en yüksek saglik düzeyine ulasmasi bazi temel insan haklari arasinda yer almaktadir.
1-Saglik hizmetine ulasma ve yararlanma hakki:
· Erken tani, tetkik, tedavi ve izlenme, yetkin ve donanimli saglik kurumlarina ulasma ve ücretsiz olarak yararlanma her yurttasin hakkidir. Bu hak tani ve tedavi süreçlerinin tümünü ve her asamasini kapsamalidir. Maddi ya da teknik olanaksizliklarin, bu süreçleri kesintiye ugratmasi kabul edilemez.
· Saglik kurumlarinda, gerek duyulan her türlü inceleme ve arastirma yöntemi bulundurulmali ve hastalar yararlandirilmalidir.
· Tedavi rejimleri bilimsel temellere dayanacak bir sekilde belirlenmelidir.
· Tedavi esit olarak ve ayrimsiz bir sekilde sunulmalidir.
· Tanisi kesinlesmis her hastaya gerek duydugu ilaçlar tedaviye yetecek miktar ve sürelerde saglanmalidir.
· Tedavi baslangicinda gerekiyorsa, yatarak tedavi olanagi sunulmalidir.
· Önerilen ilaçlarin etkinligi ve yan etkileri bilimsel yöntemlerle ve hastada herhangi bir olumsuzluga yol açmadan izlenmelidir.
· Hasta ve yakinlari, hizmet ekibinin içinde yer almasi gereken sosyal hizmet uzmani, pedagog, psikolog vb. diger elemanlarin da katilimi saglanmali, tedavisini ve hastalik sürecini olumsuz etkileyecek etkenler saptanarak giderilmelidir.
2- Hekimini seçme hakki:
Hasta kendi durum ve kosullarina en uygun, kendisiyle iyi bir diyalog ve isbirligi kuracak kurum ya da hekimi seçme ve belirleme hakkina sahip olmalidir.
Her insan kuskusuz en çok bilgi ve donanima sahip, en deneyimli, en dikkatli, en basarili, en hos sohbet, en insan vb. bir hekim veya saglikçiyla isbirligi yapmak isteyecektir.
3- Bilgilenme/aydinlatilmis onam hakki :
Hekimler hastasina; anlayabilecegi gibi , yasina, egitim durumuna, algilama hizina göre konusmali. Anlayip anlamadigini irdemeli Bunlari yaparken de hastasini korkutmamalidir. Doktorlarin çoguna göre hastasi cahildir. Çok ayrintili açiklama yapmaya gerek yoktur. Oysa, açiklama yapmak, hekimin görevidir. Her insan tip bilgisi bilmek zorunda degildir. Hekimin görevi, hastasina hastaliginin ne oldugunu, hastaya zarar vermeyecek biçimde açiklamak ve tedavi yollarini anlatmaktir. Insanin sagligi ile ilgili kararlari hekimde olsa, baska bir insanin degil kendisinin vermesi gerekir.
Hekim söyleyecek hasta yapacak. Bu pedersahi modelden kurtularak. Doktorun ve hastanin birlikte karar verecegi bir modele geçilmelidir.
Kronik hastaligi olan bir insan, saglik kurumuna basvurdugu andan baslayarak, alinacak hizmetle ilgili her konuda bilgilendirilme hakkina sahiptir.
Hastaligi ile ilgili, gerek duydugu ve ögrenmek istedigi her türlü bilgiyi alma hakki vardir;
Kesin taniya ulasmak için ne yapilmasi gerektigi, yapilanlarin nasil ve neden yapildigi,bu islemler sirasinda karsilasabilecekleri riskler, hasta yakinlarina getirecegi yükler, bu yapilacaklardan baska seçeneklerinin olup olmadigi,bagli oldugu sosyal güvenlik kurumunun sagladigi olanaklar, kendisinin katki payi verip vermeyecegini ögrenme hakki vardir.
Tani kesinlestikten sonra:
· Hastalik hakkindaki tüm bilgiler, tedavi sirasinda ve sonrasinda neler yasabilecekleri, durumunun acil yada yasamsal olup olmadigi,
· Hastaliginin kesin tedavisinin mümkün olup olmadigi,
· tedavi ile ilgili ortaya çikabilecek olumsuz durumlar,
· tedavinin nasil ve nerelerde yapildigi, ödeyecegi bir bedelin olup olmadigi, uygulanacak islemler sirasinda, bunlari gerçeklestirecek kisilerin deneyimlerinin olup olmadigi,
· tedavileri sirasinda yasamlarinin nasil etkilenecegi, bir kisitlamaya maruz kalip kalmayacaklari,
· olumsuz durumlardan korunmak için neler yapmalari gerektigi,
· Komplikasyonlar ve bu süreçte yasanabilecek olumsuzluklar,
· Hastalara yapilacak her türlü islem ve girisimlerle ilgili olarak bilgilendirme yapildiktan sonra onaylari alinmalidir.
Kisacasi tani ve tedavi için gerekli olabilecek ve tani konduktan sonrada yapilmasi gerekenler ve yasanabilecekler diyebiliriz. Ayrica hastanin baska hekim veya kuruma danisarak, durumunun yeniden degerlendirilmesini isteme hakki vardir. Talebi halinde hastaya yardimci olunmasi gerekmektedir.
4- Mahremiyet ve gizlilik hakki:
Her hasta hastaligiyla ilgili saglik hizmeti alirken, gizlilik ve mahremiyet hakkina saygi gösterilmesini isteme hakki vardir; Tibbi islemlerin gizlilik içerisinde yürütülmesi, bir yakinin yaninda bulunmasini isteme, tedavisiyle dogrudan iliskisi bulunmayan insanlarin tibbi müdahale sirasinda bulunmamasini, saglik harcamalarinin kaynaginin gizli tutulmasini isteme hakki bulunmaktadir.
5- Tedaviden vazgeçme hakki:
Hasta kendisine uygulanan, planlanan tedaviyi reddetmek ve durdurulmasini istemek hakkina sahiptir.
Tedaviyi reddeden hastaya veya yakinina yada kanuni temsilcisine, tedavinin uygulanmamasi nedeniyle olusacak sonuçlar anlatilmali ve yazili bir belge alinmasi gerekmektedir. Bu hak bazi bulasici hastaliklarda söz konusu degildir. (Tüberküloz, gibi)
6- Tutulan kayit ve dosyalarla ilgili haklar:
Kronik hastalarin tedavi gördükleri kurum yada hekimin kayit tutma zorunlulugu vardir. Bu kayitlarla ilgili olarak içerigini bilme, kopyasini isteme, yanlis bilgilerin düzeltilmesini isteme, hastanin aldigi hizmet sirasinda veya sonrasinda, kendisine yapilanlarla ilgili olarak, anlayabilecegi sekilde “epikriz” adi verilen belgeyi istemek hakki vardir.
Dosya içerigi egitim, arastirma amaciyla kullanilmak istendiginde, hastanin rizasi disinda kimlik bilgileri açiklanamaz.
7- Basvuru ve sikayet hakki:
Saglik hizmeti alan tüm insanlar gibi kronik hastalarda saglik hizmeti alirken hak ihlallerine maruz kaldiklarinda, yada zarar görürlerse sikayet ve dava haklarini kullanabilirler.
Tüm bunlarin disinda hasta nerede olursa olsun saglik hizmeti alabilmeli, ilaca ve tedavisine ulasabilmelidir.
Soru: Kronik hastaliklarin erken teshis ve tedavisinde kamunun rolü nedir?
Devletin ciddi sekilde üzerine egilmesi gereken konulardan biri kronik hastaliklardir.
Insanlari sosyal ve ekonomik nedenlerle yoran, yipratan, haklari en çok ihlale ugrayan kronik hastalardir. Çünkü, hizmete herkesten daha çok gereksinim duyarlar.
Saglik aileden baslayarak, tüm toplumun sorunudur. Su an Türkiye’de toplumun sagligiyla ilgili bilgi ve beceri kazandirabilecek, sistemli bir egitim amaçlayan bir kurum bulunmamaktadir. Ancak kisilere hastalandiklari zaman, saglik kurumlarinda tedavi amaçli saglik bilgileri verilmektedir.
Kamunun görevlerinden biri , insanlar daha hastalanmadan, hastaliklari önleyici tedbirleri almaktir. Halkin saglikli yasam konusunda bilgilenme ve bilinçlenme ihtiyacina yönelik egitim programlari hazirlanmali, bu egitimler, saglik ocaklari, muhtarliklar, yerel yönetim, medya vb kurumlarla isbirligi içinde, yazili ve görsel araçlarla desteklenerek halkin bilgi ihtiyacina cevap verilebilmelidir.
Son yillarda, Üniversite hastanelerinde açilan, hasta okullari her ne kadar , kronik hastaliklari olan insanlara yönelik olsa da kapsami genisletilmeli ve ülke düzeyinde yayginlastirilmalidir.
1961 yilinda çikartilan 224 sayili Saglik Hizmetlerinin Sosyallestirilmesi Hakkindaki Kanun; Birinci basamak hizmetlerini ve koruyucu saglik hizmetlerini düzenlemistir. Ancak islerligi ve verimliligi yeterli degildir. Gelistirilmesi ve etkinlestirilmesi gerekmektedir.
Madde 10: “Saglik ocaklari ve saglik evleri her türlü koruyucu hekimlik hizmetleri, Hastalarin muayene ve tedavisi ile , saglik ocagina kayitli sahislarin saglik sicillerini (kayitlarini) tutmakla mükelleftir”. Demektedir.
Bugün ülkemizde var olan saglik ocaklarinin sayisi yeterli olmadigi gibi, agirlikli olarak poliklinik hizmetlerinin verildigi, reçete yenilemelerinin yapildigi kurumlar haline gelmistir. Bir çok saglik ocagi ve evinde tani için gerekli cihazlar bulunmamaktadir.
Birinci basamak hizmetlerinin sunumunda yasanan sevk zincirinin olmamasi gibi sorunlar, kronik hastaliklarin erken teshisinde önemli görevleri olan saglik ocaklarinin yeterli hizmeti vermemesine neden olmaktadir. Temel islevleri klinik, hasta bakim hizmetleri sunumu olmasi gereken hastaneler, ayaktan tedavi hizmetleri de vermek zorunda kalmakta bu yigilmalar, kronik hastalarin yeterli ve zamaninda hizmet almasini önlemektedir.
Bu kanunun 14 .cü maddesi bagli olduklari saglik ocagina basvuranlar her türlü saglik hizmetinden ücretsiz yararlandirilacagini söylemektedir.
Günümüzde ise saglik ocaklari parali hizmet vermektedirler. Bu uygulama özellikle dar gelirli insanlari etkilemekte, gereksinimi olsa bile hizmetin kullanimi engelleyici ve esitsizlikleri arttirici bir unsur olarak belirleyici olmaktadir.
Hizmete ulasmada yasanan zorluklar insanlari zorunlu kalmadikça saglik hizmeti almamaya zorlamakta buda hastaliklarin erken tani konulmasinda gecikmelere neden olmakta, hastaligi ilerleyen insanin yasam kalitesi olumsuz etkilenmektedir. Kanunda var olan tüm gün çalisma saglanamamis, buralarda hizmet veren saglik çalisanlarinin özel hastanelerde veya muayenelerde çalistigi bilinmektedir.
Saglik ocaklarinin görevleri arasinda yer alan, çevre ve sosyal bilincin arttirilmasi 23 cü madde ile düzenlenmis olmasina ragmen, bu maddede yer alan saglik kurullarina islerlik kazandirilamamis, toplum katilimi ve halkin saglik egitimi hiçbir zaman saglanamamistir.
Saglik hizmetlerinin giderek devlet ve kamu denetiminden çikarildigi ülkemizde, koruyucu saglik hizmetleri yeterli degildir. Koruyucu saglik hizmeti sosyal hizmet niteligindedir. Bu nedenle de kar getiren özellige sahip degildir. Özel sektör bu alana itibar etmemekte, kamu ise yetersiz kalmaktadir


