Nasıl soruyorsun bunu
sen hiç sahi beni,
okudun mu?
Kuruluklar düşer ağacın kanadından
son ve ilk kez ağlar serçenin gözleri
trenler geçip gider hep, beni almadan
epriyen güz bilmez o şarkıyı dinleyemediğimi
hala şakaklarım yanmadan.
Bembeyaz bir sultanın karşısında resmin durdu
şakayıkın sesi gül dalına değil bu kez,
arsız serçenin kanadına vurdu.
kanattı geçti Subhan dağı eteklerini
ve doğunun yolları tek
benim zihnime pusu kurdu.
Şimdi nasıl soruyorsun bunu
sen hiç
yolu okudun mu?
kendi içine düştü gibi kuyu
soldu gibi yanakları rengin
söndü gibi esrarı pi’nin
yok olup gitmeden içimden
birden dirilmeli resmin ya da
esamesi okunmamalı ömrüm boyu
yahudiye ait o kinin.
bitevi yorgunluklar durulturmuş ruyayı
ağrı kesici etkisiyle uyuturmuş ve acı
uyanıp her eylem meydanında yalnızlığa
delemeyip hüzün, dönermiş;
karanlığı!
esmer yüzlü zayıf delikanlı
gözleri kac hakaret yağdırıyor bilemezsin
susup susup bağırıyor boynundan kanı
hangi vicdan ondan eğilmek beklesin.
Söyle, nasıl soruyorsun bunu
sen hiç
isyanı (d)oku/n/dun mu?
Ama birden çöker vicdanın tavanı
birden ürker küffarın havanı
birden geçer çocuğun yalnızlığı
birden söyler yolların sultanı
birden çırpar serçenin kanadı
birden kırılır kurunun dalı
birden biter ruyanın anlamsızlığı
birden akar, ve amin akar
ebu gurion’un kanı!
Ve o zaman nasıl bulunur bilemezsin;
tüm sorularının cevabı…
Kaynak:www.hayaldukkani.com 2007


