Kohut’un “cinsel ve saldirgan dürtülerin gelisim ve psikopatolojinin itici güçleri oldugu” görüsünü terk etmesinden sonra, psikoanalitik kendilik psikolojisi kuramina ait bir gelisim teorisi olusturmak kaçinilmaz olmustur. Bu alanda en önemli isimlerden biri olan Michael F. Basch, kendilik patolojisi olan hastalarin tedavisinde psikolojik gelisimin anlasilmasinin çok önemli oldugu vurgulamistir. Ornstein bu makalede psikoanalitik kendilik psikolojisi bakis açiYeni yürümeye baslayan 14 aylik bir bebek olan Julia ve annesi yürüyüs yapmak için evden ayrilirlar. Julia sokaga çikar çikmaz kosturmaya baslar, gittikçe hizlanir ve bu sirada bir balerin gibi kollarini omuzlarina kadar kaldirarak dengesini saglamaya çalismaktadir. Fakat bir kaç adim sonra dengesini sürdüremeyip düser. Julia’nin küçük yüzü hayal kirikligi, kizginlik ve saskinlikla kararmistir, yeni yetenegi ve bacaklarinin ihanetine ugramis gibidir. Bu duygularla yardim için annesine yönelir. Bu sahnede çocuk begenilmek, onay almak için yetilerini sanki mükemmelmis gibi sergilemistir. Burada dikkatimizi annenin tepkisine yöneltmeliyiz, çünkü onun tepkisi çocugun bu gibi durumlari nasil içsellestirecegini belirleyecektir. Bu durumda dört degisik senaryo varsayabiliriz: Anne çocugu kaldirir ve çocugun fiziksel bir zarar görmediginden emin olduktan sonra ona cesaretlendirici bir takim sözler söyleyerek tekrar yere birakir. Bu durumda Julia baslangiçtaki gibi hevesle kosmaya devam edecektir. Anne çocugun düsmesini dikkate almaz ve onun tekrar ayaga kalkip kosmaya baslamasini bekler. Anne çocugu kosmasi konusunda uyarir. Bunun sonrasinda çocuk yol boyunca korkuyla annesinin sözünden çikmayacaktir. Anne çocuga yola firladigi için kizip, çocukla birlikte eve dönecek ve ögleden sonra disari çikmama seklinde çocugu cezalandiracaktir. Bu senaryolar sikça tekrarlandiklari kosulda her biri gelisimsel olarak farkli etkilerde bulunacaklardir. Inaniyorum ki, bizler çocugun ugradigi fiziksel hasari ve onurunu gözardi etmeden çocugun yeni yetisine iliskin cosku, nese ve gücünü destekleyen ve kendi kaygisini çocuguna bulastirmayan anneyle ayni yaklasimi savunacagiz. Bu bizim var oldugunu düsündügümüz dogal “anne cevabi” olacaktir. Fakat Winnicott (1971) dogal anne cevabi olarak bu durum her zaman var olmadigini, bazi bebeklerde annenin kendi duygulanimini ya da daha kötüsü kendi savunmalarinin katiligini çocuguna yansitabilecegini belirtmistir. Winnicott’un bu belirlemesi bize tamamen aldirmaz görünen annenin tepkisinin en zedeleyici anne tepkisi olabilecegini isaret etmektedir. Baska bir senaryoda; Julia bir aksam pencerenin önünde babasinin gelmesini beklemektedir. Babasinin arabasinin görünmesi ile birlikte Julia heyecanla bagirir. Hayal kirikligina ugramayacaktir. Babasi kapidan girer girmez kizini omuzlarina alir. Julia bu pozisyonda kendini dünyanin hakimiymis gibi güçlü hissetmektedir. Bu olayda küçük bir çocuk ebveynlerinin manevi ve fiziksel gücü ile bütünlesme yoluyla döneme özgü bir ihtiyacini gerçeklestirmis olur. Ilk senaryoda gözlemci çocugun hareket etme, kosma ve becerme seklinde bedenlenen güçlü olma hissine esduyum içindedir. Ikinci senaryoda baba kendi gücü ve yüksek boyuna küçük kizinin gerçekten sahip olmasini saglamaktadir. Gelisimin sonraki dönemlerinde, idealize edilen kisinin fikirleri, degerleri ile bütünlesmede de benzer bir mekanizma islemektedir. Korku içindeyken annesi tarafindan kucaklanma ya da babanin omuzlarina çikma her ikisinde de çocuk ebeveynlerinin gücünü geçici olarak kullanmaktadir, ayni zamanda çocuk bu gücü elde etmektedir. Bireyin amaçlarini gerçeklestirebilmesi için bedeni ve çevresinin isbirligi içine girmesini saglayan, sinir tanimayan bu gücün kaynagi nedir? Psikoanaliz bu gücü “infantil tümgüçlülük” olarak adlandirmis ve bu gücü gerçek disi bulmustur. Zamanla kisi gerçekçi bir sekilde sinirliliklarini görmektedir. Geleneksel psikoanalitik kurama göre, infantil tümgüçlülügün kaderi, kendiligin nesneden ayrismasi ve birincil narsisizmin kaderi ile baglantilidir. Kendiligin nesneden ayristirilmasi için hem narsisizminden hem de tümgüçlülügünden vazgeçmesi zorunludur. Sadece narsisizmin bir kismi daha ileri bir yapilasma ile ego-idealinin bir parçasini olusturacaktir. Mahler, Pine ve Bergman’in (1975) ayrisma-bireysellesme sürecini analiz ederken belirttigi gibi “15-16 ayliktan itibaren kendinin ayri biri oldugunun kesin farkindaligini kazanan çocuk, egosunun olusmasi ile onun için yeni ve bozucu olan gerçeklik ile yüzlesmistir, sanrisal her seye gücünün yetecegi hissini, büyüklenmeciligini daha fazla sürdürememektedir”. Kendinin ayri biri oldugunu fark etmesi ile savunmasiz ve aciz oldugunu da hisseder. Buna cevap olarak çocuk tümgüçlülügü bakim veren kisiye atfeder ve bakimveren kisiyle daha sonra ikincil olarak bütünlesebilir. Mahler bu olaylar zincirini “döneme özgü” “gelisimsel çatismalar” olarak düsünmüstür, yani çocuk narsisizminin ve tümgüçlülügünün en güçlü oldugu dönemden kaçinilmaz olarak savunmasiz ve yetersiz hissedise geçis yapar. Narsissizm ve infantil tümgüçlülügün sönüsüne iliskin bakis açisi Kohut ve diger kendilik psikolojisi kuramcilari ve bebek psikiyatrisi alaninda çalisanlarca (Demos, 1984; Tolpin, 1986; Lichtenberg, 1989; Sander, 1975; Stern, 1977, 1985; Stechler and Kaplan, 1980) farkli ele alinmistir. “Ayrisma” anne ile olan sembiyozun disina çikma, bir gelisimsel basari degildir, çocugun “gelisimsel, döneme özgü bir çatisma” olarak infantil tümgüçlülügünün travmatik sekilde sönümlenmesi zorunlu degildir. Yeni arastirmalar bebegin otistik ve sembiyotik bir yasanti içinde olmaktan çok, dogumdan itibaren çevreden gelen sosyal uyaranlari ayrit edebilecek ve yanitlayabilecek kapasiteye sahip oldugunu göstermektedir. Stern (1977) bebegin ihtiyaç duydugu anne cevabini temin eden gücünü “bebeklik” olarak adlandirmistir. Ve bakim veren kisinin bebegin beklentilerine uygun özgül, biyolojik belirlenimli cevaplarinin bir listesini olusturmustur (voice (high pitched), gaze (mutual), face presentation and other head movements ... and proxemics = esduyum içindeki yetiskinin bebekle iliski kurarken olusturdugu mesafe). Duyarli bir çevrede, bebegin aglamasi güçlü bir etki yaratir. Bebek görmezden gelinirse, dogustan gelen bir savunma olarak bebek sonunda pes edecek ve kendini çaresizlige özünde, infantil depresyona birakacaktir. Fakat depresyonun öncesinde, sadece onu beslemelerini degil onunla oynamalarini onu sevmelerini talep ederek protesto edecektir (Bowlby 1960). Tekrarlayan sekilde isteklerinin karsilanmamasi durumunda, bebek enerjisi ve canliligini kaybedecek ve infantil depresyonun öncülerinden olan desentegratif kaygi ya da yoksunluk yasayacaktir. Sadece bebekler degil erken çocukluk dönemi çocuklari, okul çocuklari ve ergenlerde aynalanma ve idealizasyon ihtiyaçlarini karsilamada yetersiz kalan çevrelerini öfke ve kizginlikla protesto edeceklerdir. Örseleyici ebeveyne karsi öfkesini göstermede korku dolu olan çocuklar yasitlarina, ögretmenlerine yönelik öfke patlamalari yasayabilirler. Bu patlamalar pasif olarak katlanilan çocukluk dönemi örselenmeleriyle baskalarini küçük düsürme ve sindirme yoluyla aktif olarak bas etme girisimleridir. Yetiskinlerdeki bazi malign kisilik bozukluklarinda görülen sadomazosistik kisilik organizasyonunun kökeninde yine bu bastirilmis ya da üstü örtülmüs (disavowed) kronik narsisistik öfke yatmaktadir (adalet ???). Çocukluk dönemi ve yetiskin psikopatolojisi açisindan erken çocukluk dönemi kadar hiç bir dönem önem kazanmamistir. Bunun bir nedeni vardir. Erken çocukluk döneminde çocuk bireysel özelliklerini vurgulamanin yani sira artan özerkligi ve kendinde israrciligi ile bakim veren kisiyle arasinda kurulmus olan “etkilesimli düzenleyici sisteme” (Sander 1975) yeni nitelikler kazandirir. Çocuk kendilik organizasyonu açisinda yeni bir asamaya gelmistir. Bu asamada kontrolünü kaybetme korkusu yasayan bir anne için çocugunun artmis güç hissi tehtid edici olabilir. Bakim veren kisi kaygili bir sekilde kontrol saglamaya çalisirsa, aralarinda mücadele baslar ve çocugun kendinde israrciligi amaçsiz ve siklikla yikici bir saldirganliga dönüsür (disintegrates). Okul çagi ve ergenlik: temeldeki eksiklik ve grup gücü Ilk okul ve ergenlik dönemlerinde kisisel güç algisinin gelisiminin benzerlikleri olmasi nedeniyle Ornstein bu iki dönemi birlikte ele almis. Özerklik istegi ve duygusal bagimsizlik arzusunun karsiti olarak baglanma ve çevreden onay alma ihtiyaci arasindaki diyalektik okul çagindan ergenlige artarak sürmektedir. Okul çocugu ve ergen bagli olduklari grubun onayina günlük yasantilarinda karmasikligin artmasi nedeniyle daha fazla bagimli olurlar. Lichtenberg (1989) bir gruba bagli olmayi davranisi güdüleyen 5 sistemden biri olarak kabul etmistir. Bir gruba bagli olmayi baglanmanin bir sekli olarak degerlendirmek, niçin bazi çocuklarin kendilik nesnesi olarak bazi gruplara baglandigini anlamada yardimci olabilir. Ilk okul döneminde çocugun uzmanlasabilme ve yeterlilik hissi olusturma becerileri ilk kez sinanacaktir. Fiziksel, zihinsel ve sosyal açidan kendini yasitlari ile karsilastiracak ayni zamanda yeterliligini ya da tersini deneyimleyecektir. (Erikson) Asagilik ve güçsüzlük duygularinin üstesinden gelmede hiç bir sey bir gruba üye olmaktan daha etkili olamayacaktir. Cevaplamaya çalisacagimiz soru sudur: grup yasantisi bir çocugun yeterlilik ve etkinlik duygularini entegre etmesinde yardimci olur mu? Artan çesitlilikteki sosyal deneyimler çocuklarin kendiliklerini, deger sistemlerini ve fikirlerini yapilandirmalarini hizlandirici midir? Yoksa çocuklar deger sistemine bakmaksizin sadece kabul edilmek amaciyla her hangi bir gruba pasif olarak uyum mu gösterir? Bu sorulari cevaplamak için, ilk önce çocugun daha genis bir sosyal çevreye girmeden önceki kendilik-durumunu degerlendirmek zorundayiz. Baska bir deyisle, çocugun bir gruba hangi kendilik-durumu ile girdigi, çocugun seçtigi grubu ne çesit bir gelisimsel amaç için kullanacagini anlamamizi saglayacaktir. Günlük yasamin siradan küçümsemelerine (slights: to treat with inattention) esnek bir uyum gösterebilecek, canli, yasam dolu, bütüncül, duygulanim çesitliligi olan, gerilimini düzenleyebilen ve görece erken zamanlarda içsellestirilmis degerleri, standartlari ve idealleri olan bir kendilik yasit iliskisinine özgü deneyimlerle gelisip büyümeye devam edebilecektir. Günümüzde çocuklarin henüz yeterince olgunlasmadan degisen yasam tarzlari ve çesitliligine uyum göstermesi beklenmektedir. Bu kusakta yasitlar, ögretmenler ve diger toplum kaynaklari 2 yas ve öncesinden baslayarak çocugun kisiligi ve güçlülük ya da güçsüzlük hissinin gelisimi üzerinde bir takim etkilerde bulunmaktadir. Baska bir deyisle çocuklar birincil bakim veren kisiyle iliskisinde yeterli kendilik organizasyonlari olusturmadan çok önce bakicilar, kres, anaokulu, spor klupleri gibi bir çok yapi ile daha genis bir sosyal çevreye giriyorlar. Ek olarak eger birincil bakim veren kisiler çocugun gelisimsel ihtiyaçlarini karsilamada ret edici ya da duyarsiz ise, böyle bir çevreye uyum saglayan çocugun patolojik bir gelisimi olacaktir. Öfke, saldirganlik ve mazokistik özellikler ve bunlarin savunma olarak karsiliklari kibir, marurluk, küstahlik gelisen kisilikte yerlesmeye baslar. Ergenlik döneminde kendilik bütünlesmesi ve benlik saygisini düzenleyen sistemler ayri bir önem kazanir. Özellikle cinsel ve bilissel alandaki olgunlasmanin sonucunda ergenin “ben-merkezciligi” artar. Beden ve zihin ile asiri ugrasi ve bunlarin isleyisi ergenin asagilik ve güçsüzlük hisleri ile mükemmellik ve büyüklük hisleri arasinda gidip gelmesine neden olur. Gelisimsel olarak artmis bir kirilganligin oldugu bu dönemde ergenin onaylanma ve önem verilme ihtiyaci da artar. Bununla birlikte ergenin kismen karasiz olan dogasi, uygun çevreye karsin bu kabulün olusmasini zorlastirir yani çevresinin esduyumsal basarisizliklarinin olma ihtimali artar. Bütüncül bir kendilik ve güvenilir bir düzenleyici sistemi olmadan ergenlige giren gençler için bu daha da güç olacaktir. Bu durumda kendilik bütünlesmesinde yardimci olacak cevaplilikta ve ergene önemli oldugunu hissettiren bir gruba dahil olma ihtiyaci özel bir önem kazanir. Grup ergene ailenin saglamakta çogunlukla basarisiz oldugu ait olma hissi, onaylanma ve kabul görme hissini saglar. Ayrica ebeveyn yoklugu ya da alkolik, siddet uygulayan ebeveyne karsit olarak güçlü bir liderlikte saglar. Freud grup olusumunun liderin ego ideali ile özdeslesme ve grup üyelerinin karsilikli özdesimleri yoluyla oldugunu belirtmistir. Grup bütünlesmesi ve grup üyeleri arasindaki saldirganligin azalmasinin bu özdesimler yoluyla saglandigi düsünülmüstür. Bu önerme “narsisistik yatirim” yoluyla bir arada duran gruplar için geçerlidir. Bir baska deyisle, grup, bütünlügünü lider ve takipçilerine yönelik idealize edilmis bir sevgiyle saglar. Bu gruplara en iyi örnek dini gruplar olacaktir. Mezheplerde genç insanlarin idealize edilmis biriyle ya da bir fikirle birlesmesi, bütünlesmesi beklenilir. Bu sayede utangaç, kirilgan ergenler için tedavi olanagi sunarlar. Ergen degersizlik yerine büyük bir güç sahibi oldugunu duyumsatan deneyimler yasayacaktir. Büyüklenmeci kendiligi güçlü grup içinde yayildikça ve lider tümgüçlü kendilik nesnesi haline geldikçe, bireyin narsisistik gerilimi azalacaktir (Kendini önemli hissetme) (Kohut 1970). Lidere sevgi temelinde olusmayan gruplarda ne olmaktadir? Bu gruplar etnik, din ya da ulusal kökenlerdeki farkliliklar üzerinden baskalarina öfke ve nefret temelinde birlesen gruplardir. Bu gruplarda kisi kendi etnik ve ulusal degerlerini de sorgulamak zorunda kalir. Kohut bu gruplarda liderlerin çocukluklarinda ciddi narsisistik zedelenmeye ugramis olduklarini ve buna cevap olarak kendi dönüstürülmemis büyüklenmeciliklerine iliskin paronoid bir kisilik organizasyonu gelistirmis olduklarini öne sürmüstür. Bu liderler baskalarinda benzer bir kisilik organizasyonunu algilamalari yoluyla, en yatkin gençleri bulmada esrarengiz bir yetenege sahiptirler. Bu yatkinliktaki gençlerle geçmiste ya da simdi onlari zedeleyen her ne varsa ondan intikam alma arzusunu paylasirlar. Grup ve lider arasindaki bag, liderin grup üyelerini kendisinin bir parçasi olarak görmesi ve onlar üzerinde kesin kontrolünün olmasi sonucunda saglanmaktadir**. Günümüzde silahlara ve biçaklara ulasilabilirligin artmasiyla bu gruplarin güçleri de artmaktadir. **Grand Canyon filminin bir sahnesinde, genç adam yasli olandan eger bir silaha sahip olmaz ise yine de ona saygi duyulup duyulmayacagini ögrenmeye çalismaktadir. Bu, genç adamin silahi olmadan itibari olmayacagini ve saygi bekleyemeyecegini gösteriyor. Yasli olan isteksizce ona katilir: silahin olmasi korku yaratir ve bu genç adamin saygi olusturmasi için tek yoldur. Daha önce Ornstein’in belirttigi gibi erken çocukluk dönemindeki narsisistik zedelenmeler akut ya da kronik narsisistik öfke ile sonuçlanmaktadir. Intikam ihtiyaci Narsisistik öfkenin karakteristik bir özelligidir (Kohut 1972): zedelenmis kendilik (ya da grup kendiligi**) intikam yoluyla onarima ihtiyaç duyar. Yani; büyüklenmeci kendilige karsi gerçeklesen hakaretin lekesini temizleyerek kendiligi geçici olarak güçlendirir (düello gibi bir sey). Geçmisin narsisistik zedelenmelerini tazmin için tekrar tekrar girisimde bulunan çeteler bize çok güçlü bir ayna tutarlar. Bu aynalar bize intikami da beraberinde tasiyan narsisistik öfkeyi barindirmalari için çocuklarin görünür bir reddedilme, istismar, ihmal yasamak zorunda olmadigini söyler. Intikam dogasi geregi kendilik ya da grup için bir tehlikeyi önemsemediginden, baskalarina yönelik her sadistik girisim grubun ve kendimizin yok edilmesinin tohumlarini içerir. ** Kohut (1976) grubun belirli bir psikolojik yapilanmasi oldugunu kabul ettiklerine göre, bunun “grup-kendiligi” olarak adlandirilabilecegini öne sürmüstür. Bu durumda grup-kendilik olusturulan ve bir arada tutulan, parçalanma ve yeniden bütünlenme arasinda gidip gelen, regresif davranis gösterebilen bir yapi olarak bireyin psikolojisine analog bir sekilde gözlenebilir. Özet Bu bölümde kisisel güç ve benlik saygisinin ya da baskalari üzerinde yikici saldirganligin olusumundan sorumlu olan kendilik nesnesi deneyimlerini inceledik. Yasamin erken dönemlerinde kisisel güç ve benlik saygisinin gelismesinde bir basarisizlik, okul çagi çocugunu ya da ergenin bu kendilik deneyimlerini onlara saglayacak olan gruplara baglanmasinda bir egilim yaratabilir. Grup bütünlügü paylasilan “narsisistik öfke” ile saglandiginda, bu gruplar yok edici güçler haline gelir. Bu güç hem grup içinde hem de grubun disinda oldukça fazladir. Erken dönemde yasanan duygusal yoksunluk ve örselenme, nihilizm (hiçlik) ve derin degersizlik hissi yaratir, kisinin kendi yasami ve güvenligine iliskin aldirmazligi ise yokedici saldirganliga egilimi daha da arttirir. siyla gelisim teorisine bir katkida bulunmayi amaçlamistir. Benlik saygisi, bireysel güç ve yikici saldirganligin ortak genetik kökenden geldiklerini göstermeye çalismistir. Bu iki durumun davranis olarak sonuçlari birbirine karsit uçlarda yer alsa da her iki durumda infantil büyüklenmeciligin dönüsütürülmesiyle olusur. Kisiye ait güçlülük hissi çocuklugun büyüklenmeciliginin yasa uygun olarak onaylanmasi sonucunda gelisir. Bununla birlikte yikici saldirganlik bu büyüklenmeciligin onaylanmasi ve dogrulanmasi yerine çürütülmesi sonucu olusur. Burada gurur ve hazzin yerini utanç ve asagilanma alir. Kisisel gücün gelisimi, gelisimsel olarak çok önemli iki kendilik nesnesi deneyimi ile iliskilidir. Bunlar; bakim veren kisinin idealize edilmis gücü ile bütünlesme ve bu kisi tarafindan tasdik edilmedir. Deneysel olarak bu iki süreç birbirinden ayrilamaz. Bir kendilik nesnesi deneyimi olarak aynalanma ve onaylanma yasantilarindan bahsettigimizde, vurgu infantil büyüklenmeci ve gösterimci kendiligin bir gurur ve haz duygusuna dönüstürülmesi üzerinde olmalidir. Bununla birlikte idealize edilen kisiyle bütünlesmede vurgu bakim veren kisinin kendilik nesnesi islevlerine ve bunlarin nasil dönüstürülerek içsellestirildigine kayar. Bu makalede Ornstein erken çocukluk dönemi, latans dönem ve ergenlik dönemi açisindan günlük etkilesimlerden örnekler vererek konuyu açiklamaya çalisiyor.
Kisisel gücün ve benlik saygisinin edinilisi: Erken çocukluk döneminde olusan temel

