Okulu birakmaya kesin olarak karar verdigimde, herhangi bir konuda bireysel üretimim söz konusu degildi. Ne kendime ne de topluma herhangi bir arti kazandiramamistim istedigim anlamda. Ama bira, sigara, çay tüketimim agirligim / tüketimim anlaminda hiç fena degildi ve artik diger konularda da siradan insanlardan olmak istiyordum.Farkli olmaya çalismakla farkli olunmuyordu ve olunsa da mutlu olunmuyordu. Böylece her Türk genci gibi askere gitmek istedim, daha dogrusu "kuzu kuzu" zorla askere alinmaktansa insiyatif kullanip "koç" gibi kendim gideyim dedim.
Ama bu konuda bile bir farkim vardi, ben epilepsi hastasiyimdim ve ilaç kullanmam gerekiyordu her daim. Sordum sorusturdum ve kural olarak izin verilmedigini, fakat ilaç kullanan sarali askerlerimizin de bulundugunu ögrendim. Ve benim "çabuk çürük raporu alirim" diye özetleyebilecegim planim suya düstü. Hem üniversiteyi bitirmemistim ki, 18 ay nasil geçerdi, hem de ilaçsiz.
Neyse askerlik subesine gittim, uzun ve günlerce süren ugrastan sonra muayeneye girebildim, masada oturan rütbeli doktorlar bir hastaligin var mi deyip asker adaylarina soruyorlar ve saglamim dese de aday, söyle bir süzüp ( sadece donla duran adaylarin çogu utaniyordu) eger bir yamuk durum görmüyorlarsa saglam notunu düsüyorlardi.
Gözlüklü adaylarin çogu gibi ben de "hayir suram, buram bir de suram rahatsiz dir efendim" deyip askeri hastaneye sevk aldik.Benim belim agrirdi küçüklükten beri, gözlüklüydüm, epilepsi hastasiydim bir de çok zayiftim. Doktor subay ne yapsin .
Sevkedilen hastaneye gittim ( adini söylemeyecegim, yalnizca Ankara'da oldugunu bilin yeter ), ertesi güne randevu vb alip eve yollandim. Ertesi gün gittigimde bazi islemleri tamamladiktan sonra ögleden sonra tekrar çagirdilar, gittim. Elime bir pijama tutusturup bir kogus söylediler, orada kalacağımı ve doktorlarin uygun görecegi kadar kalacagimi da eklediler. "Hemen mi, iç çamasirim, param vb yok" dediysem de umurlarinda olmadi ve ben resmen askeri bir hastanenin mevcutlari arasina katildim. Orada 13 buçuk gün kaldım ve sadece günde 1 saat bahçeye çıkabildim.
Kogusta degisik yas ve sosyal statüde sanirim 20 kisi vardi. Bunlarin 4 veya 5 i askerdi zaten, görev sirasinda nöbet geçirip gelen gençlerdi. Çogu benden çok küçüktü, ben o sirada 25 yasindaydim. Ayni dertten muzdarip olmaktan olsa gerek bu köylü-kentli, yoksul-zengin, zeki-biraz zeki insanlarla hemen kaynastik. Velhasil zaten zaman yardimlasma zamaniydi. Koskoca Türk Ordusuna hasta oldugumuzu ispatlamak zorundaydik !
Neden mi? Çünkü askeri hastane devlet hastanesi bile olsa baska hastanelerin vermis oldugu epilepsi raporlarini kabul etmiyor, kendisi de epilepsi olup olmadiginiza karar vermek istiyordu. Bu istege dogal olarak karsi gelmedik. Belki bizi kandirmislardi diger hastaneler, bizi üzmek istemislerdi. Belki de bilgileri görgüleri yeterli degildi. Belki de biz askere gitmek istemiyorduk ve onun için bu raporlari aliyorduk. Olabilir miydi? Tabii olabilirdi. Zaten her iste oldugu gibi tipta da, insan dogasini anlamada da silahli kuvvetlerimize güvenilebilirdi. O mutlaka en dogru karari verirdi.
Ilginçtir ki en büyük yardimi doktorlardan görüyorduk. Çünklü hasta oldugumuzu ispatlamak için ellerinden geleni yapiyorlardi. Nasil mi? Ilaçlarimizi keserek ve agir sayilacak spor hareketleri yaptirarak. Ister inanin ister inanmayin, doktorlarimizi seviyorduk ve nöbet geçirmek için elimizden geleni ardimiza koymuyorduk. Ama insan dogasina aykiri olan bu durum bize de garip geliyordu. Kaldi ki doktorlarin yaninda degil de baska bir yerde geçirirseniz bu nöbeti, hiç geçirmeseniz de olurdu, çünkü doktorlar bizden yana da olsa kendilerinin gözlemlemedigi, veya hemen çekilen EEG si olmadikça rapor falan vermiyorlardi, fazla dürüstlerdi. Günde nerdeyse 10 nöbet geçiren bir arkadasimiza doktor denk gelmedigi için (gerçi bir kaç kez çavus-hemsireyi yakalayip gözlem yapmasini sagladik ama, çavusumuz "hayir bu numara" demisti) rapor alamayip sadece su ibare düsülüp askere yollandi:
"komando olamaz, askerlige uygundur".
Geceli gündüzlü nöbetler tuttuk asker gibi, birimiz nöbet geçirir ve kafasını gözünü vurur diye ki orasını burasını inciten, nöbeti çok uzun süren ve kasılmaları müthiş olan arkadaşlar vardı aramızda. Ama subayların bize karşı hoşgörülü olduklarını da eklemek isterim. Çünkü saklıca iskambil oynuyor, yine gizlice geceleri tuvalette sigara içebiliyorduk.
Sonuç olarak ben "uygun degildir" raporunu aldim. Benim gibi sadece 3 kisi aldi o kogusta. Şansliydim. Irfan ve Emine adli arkadaslarim ziyaretime gelmeseydi, onun yaninda nöbet geçirmeseydim, o da hemen doktorumuza haber vermemis olsaydi ve doktor EEG çektirmemis olsaydi ben de askerlik görevimi yerine getirebilecektim.
Ama olmadi.Çürük raporu aldim.Ve bugüne kadar bana kızını veren baba çıkmadı.
Ilk kez o hastanede yardimlastim bir hastayla, çesit çesit nöbetle karsilastim. Kendi subay doktorumuzu da (aydın bir insandi), göz subay doktorunu da (anneme küfretti ve ben hiç bir sey söyleyemedim) unutmayacagim.
Not:
Bu yazi askerlige karsi bir yazi degildir. Kendi adıma belli bir mevcutta, zorunlu askerlikten yanayım, fakat hastaları ve asker olmak istemeyenleri zorla asker yapmaya çalışmak bana doğru gelmiyor. Hem de paralı askerlik 27 gün askerlik sözkonusu olmuşken. Özetle bir epilepsi hastasının askerlik görevini yapamayacağı açıktır. Düzenin bozuklugunun faturasinin hastalara çikmasi kesinlikle adil degildir ki çogu hasta hakkini arayacak olanaklardan yoksundur.
www.epilepsibulteni.com dan alıntıdır.




