Eski Türklerin dini olan Şamanizm’de, aynı anda hem rahip, hem büyücü, hem de şifacı ve hekim olan şamanların nasıl şaman olduğuna bir göz attığımızda, karşımıza epilepsi hastalığı çıkmaktadır. Bu kelime kullanılmamaktadır, ancak “şaman hastalığı” adı altında anlatılanlar, tam anlamıyla epilepsinin tarifidir. Bu aynı şey olmayabilir, bu konuda herşeyi bilmiyoruz, ancak benzerliğin büyüklüğü insanı düşündürmektedir. “Şaman hastalığı” nedir ve niye olur? Şamanist toplumlarda birileri “ben istiyorum” deyip aday olup şaman olamaz. Şaman olacak çocuk, tutumlarından belli olur. İçine döner, yalnızlığı tercih eder, düşüncelere dalar ve sırası geldiğinde (mesela ergenlik yaşına gelince olabilir) nöbet geçirir, başkalarının görmediği birşeyler görür, başkalarının duymadığı birşeyler duyar, normal sayılmayan şeyler yaşar. Şamanist kültüre sahip olan çevresi de onun şaman olacağını anlar. Kimse “Sen hastasın, gel, seni hastaneye yatıralım, ilaç içirelim” demez. Hastalanan kişi, yaşam tarafından şaman olmaya çağrıldığını anlar, hattâ hastalanmadan önce dahi anlamış olabilir, bu çağrıyı kabul etmek zorunda olduğunu ve kabul etmezse iflâh olmayacağını bilir, deneyimli bir şamanın yanına verilip eğitim alır, bu arada şaman hastalığı biter ve aday bazı ritüelleri gerçekleştirerek gerçek bir şaman haline gelir. Eğer şaman hastalığı epilepsi değilse, boşuna konuşuyoruz. Ama epilepsi ise, veya hiç olmazsa ona çok yakın birşey ise, buradan öğreneceğimiz önemli şeyler var. Hastalıkların hiçbiri “salt fiziksel” değildir. Hepsinin ruhsal boyuttan kaynaklanan derin nedenleri vardır. Fakat epilepsi, diğer hastalıklardan daha kuvvetli şekilde öyledir. “Kutsal hastalık” deyimi de boş yere kullanılmış değildir. Birçok hastalık için geçerli olan şu önerme, epilepsi için daha da fazla geçerlidir: “İçinizde saklı duran ruhsal güçleri açığa çıkardığınız zaman hastalığınız biter.” Şaman adayının yaşadığı, tam anlamıyla budur. Yalnız epilepsililer değil, bütün insanlar içlerinde saklı ruhsal güçleri açığa çıkarmalıdırlar ve zaman içinde mutlaka çıkaracaklardır. Ancak başta epilepsi olmak üzere bazı hastalıklar, insana bunun aciliyetini ve önceliğini göstermek içindir. Doğum öncesinde yaşam planını yaparken kendisi için epilepsiyi planlayan bir insan, dünya yaşamında kapalı bilinç halinde yaşamanın sıkıcılığından bir an önce kurtulmak ve bilincine çiçek açtırmak isteyen, ancak sabırsızlandığı için, bunu kendisini çok zorlayacak bir şekilde düzenleyen, kendine pek acımayan birisi olabilir. Şaman hastalığı, tarihte kalmış ve boş birşey değildir. Bugün tarihte kalmış gibi görünüyorsa, bunun nedeni, aynı olayları artık farklı bir paradigma içinde, çok farklı bakış açılarıyla algılamamız, farklı yorumlamamızdır. Şöyle olamaz mı?: Aramızda şaman hastalığı yaşayanlar yine var. Ama Şaman kültürünü unuttuğumuz için bugün bu insanlara “epilepsi hastası” diyoruz. Şaman eğitimi sağlayacağımız yerde ilaç verip uyutuyoruz, ameliyatla müdahale ediyoruz. Fakat bu hastalık ilaçla geçmiyor. Sadece yatıştırılıyor, kontrol altına alınmaya çalışılıyor. Çözüm içimizdeki şamanı ortaya çıkarmak olamaz mı? Bu varsayım belki bütün epilepsi hastaları için geçerli değildir, fakat hiç olmazsa bazıları için geçerli olduğuna inanıyorum. İçimizdeki şamanı nasıl ortaya çıkarırız? Ruhsal çalışmalara girerek. Pek çok öğreti, pek çok yöntem, pek çok inanç var. Bunlardan size uygun gelen herhangi birine başvurabilirsiniz. Önemli olan bir arayışa geçmek ve çaba göstermektir. Müzik, dans, şiir gibi ritimli şeyler, beyindeki ritim bozukluğunun düzelmesine yardımcı olur. Zaten şamanlar da davul çalmakta, dans etmekte, şiir ve şarkılar söylemektedirler. Bu bir tesadüf değildir. Dinî faaliyetler içinde de, ilâhiler, zikirler, mantralı meditasyonlar, bazı ritimli ve danslı ritüeller, aynı işlevi görmektedir. Dinî ve meditatif müzikler (Tasavvuf, New Age, vb.), çok faydalı olabilir. Hayatta ritimli başka şeyler de var: Salıncağa binmekten niçin zevk alırız, hiç düşündünüz mü? Lunaparktaki bazı oyuncaklar da bu açıdan incelenmeye değer. Belli gün ve saatlerde nöbet geçiren, ne zaman geçireceğini önceden bildiği için kaçınılmaz olarak nöbet beklentisine giren ve psikolojisi bozulan arkadaşlarımız, bilmelidirler ki, bu yaşadıkları şey, kontrolün aslında kendilerinde olduğunu keşfedebilmeleri içindir. Bu, bazı ruhsal yeteneklerini açığa çıkarmak anlamına gelir. Her insanın durumu farklı olduğu için, bu konuda kimse kimseye tam isabetli bir reçete veremez. Hastalanan kişi, kendi kendine bazı yöntemler ve teknikler bulmaya, uydurmaya çalışmalı, nöbetlerini kendi gücüyle kontrol altına almalıdır. Bu hiç de kolay birşey değildir. Özellikle hiçbir ruhsal bilgi almadan yetiştiğimiz dikkate alındığında! Ama bu hastalık insanı psişik güçlerini keşfetmeye zorluyor. Bu zorlayıcı şeyi kendi kendimize koyduk. Kendimiz planladık. O zaman bunun amacını gerçekleştirelim ki, hastalığımız anlamsız bir eziyet olmaktan çıksın, yararlı bir araç haline gelsin. Bu zor, ancak elimizde. Yoga ve meditasyon teknikleri, Reiki, başka enerji çalışmaları, başka dinî faaliyetler ve insanlara hizmet etmenin tüm yolları, ruhsal ilerlemeye ve iyileşmeye yardımcı olabilir. Bunları bir dış güçten yardım dileyin diye tavsiye etmiyorum. İstiyorsanız bunu da dileyebilirsiniz, ama insanın kendi sağlığının ve gelişmesinin sorumluluğunu tamamıyla üstlenmesi çok önemlidir. “Makinem bozulduğu zaman tamirciye giderim, tamir eder” anlayışıyla doktora başvurmak, kişisel sorumluluğumuzu doktora yüklemek olur. Tıp ne kadar gelişirse gelişsin, doktorun yapabilecekleri sınırlıdır ve insanın kendi için yapabileceklerinin yerini asla tutamaz. Şaman adaylarının şamana dönüşmelerini bütün kalbimle diliyorum.